Arka Plan

Türkiye’nin temel enerji politikasındaki önceliği; yerli, birincil enerji kaynaklarının kullanımının en üst düzeye çıkartılması ve gelişen ekonomiye çevresel anlamda sürdürülebilir, yeterli, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sağlanmasıdır.

Türk hükümeti tarafından son on yıl içinde geliştirilen düzenleyici çerçevenin yanı sıra, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünce (MTA) yürütülen arama faaliyetleri, Türkiye’de jeotermal gelişmenin arkasındaki kritik itici güç olmuştur.  MTA, 2007 yılına kadar Türkiye’de jeotermal kaynakların aranması, haritalanması ve jeotermal kullanımının yaygınlaşmasından sorumlu ana kurum olmuştur. MTA, keşfedilen toplam 190 jeotermal saha içerisinden elektrik üretimi için uygun görülen 25 sahayı önceliklendirmiştir.  2018 yılı Şubat ayı sonunda, ülkedeki jeotermal üretim kapasitesi toplam 1.064 MW’a ulaşmıştır.  Mevcut tüm tesisler Aydın, Denizli ve Manisa illerinde bulunmaktadır.  Bu sahaların çoğu, ilk olarak MTA tarafından araştırılmıştır, yani ek sondaj ile kaynak riski büyük oranda azaltılmıştır.  2017 yılı itibariyle, MTA kapsamlı jeotermal arama sondajı yapmak için gerekli kaynak ve yetkilere daha fazla sahip değildir. Arama faaliyetlerinde önemli bir artış olmaksızın 1.799 aktif jeotermal arama ruhsatının %72’si özel sektöre verilmiştir.  Yeni jeotermal faaliyetlerinde görülen kayda değer yavaşlamanın nedeni ilk olarak MTA’dan özel sektöre kayan yüksek riskli araştırma sondajıdır.  Jeotermal kaynak araştırma sondajı ile doğrulanana kadar ticari borcun genel olarak özel yatırımcıya sunulmaması durumunda bu durum daha da karmaşık bir hal almaktadır.

RPM, özel sektörün Türkiye’deki jeotermal arama projelerine yatırım yapmasını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.   Bu program, bir keşif sondajının başarısız olması durumunda, yatırımcının keşif sondaj maliyetinin belli bir ölçüde karşılandığı mekanizma ile elde edilecektir.